10 Temmuz 2010 Cumartesi

Maçı seyrettim, yorumlara cevap yazdım ama hala uyku yok.

Bahsetmedim ama tandon sıkıntım geçti ve geçen P.tesinden beri tenis oynayabiliyorum. dolayısıyla keyfim yerinde. Ancak, dünya kupası bittiği ve ben gece çıkmalarını sevmediğim için basketbol dünya şampiyonası başlayıncaya kadarki gece programım şu; klasik komedi filmleri.
Önce Peter Sellers ile başlayacağım. Party, A shot in the dark, Pink panther serisi ve tam komedi olmasada en önemli filmi; Chauncy Gardiner. Daha sonra, isterseniz biraz köylü işi deyin ama yatişmemde amerikan köylü öğretmenlerin rolü var, Burt Reynolds ve Smokey and the Bandid serisi.

Bu arada aklıma gelmişken, Yahudilerin Padişah Abdülhamit döneminde Filistin karşılığı Osmanlıya borçlarını ödemeyi teklif ettiğini ve bu konuda Barzani ailesinin Ermenilerle birlikte karşı hareket ettiğini biliyormuydunuz?
Ne alaka değil mi.

Yorumlara cevap

Sevgili Fulya yorumlara nasıl cevap yazacağımı öğretmediği için, cevaplarım kısaca aşağıda:

Fulyacığım, benden beklenmez ama o müziğe rağmen tekte kaldım.
Ersinciğim, viski sevdiğin için, Bourbon olmasada sana bir iskoç soğuk algınlığı tarifim var. tarifin adı"toddy" çok basit, whisky, kaynar su ve biraz şeker. Alıp yatağa giderken, şapkanıda ayak ucuna koyup, çift görünceye kadar içeceksin. Birşeyin kalmaz.
Sevgiler.
Dün akşam erken saatlerde pesto sos çiğ krem üzeri parmesanlı bir tortelini yedikten sonra, yine eskileri yadetmek için long play'leri karıştırıp dinlemeye karar verdim. Tabii yandaşı içki olmadan bir şeye benzemeyeceği için, izin verilen ve oğul ile gelinimizin getirdiği özel viskiden bir kadeh koydum. Dinlemek için 14-15 tane ayırmama rağmen, kadehe bütün gayretime rağmen 5 LP eşlik edebildi . Ama, Crusaders'in B.B King ile kraliyet filarmoni orkestrasıyla başlayıp, Paul Williams, Gordon Lightfoot, Ramsey Lewis trio ile devamla Stanley Turrentine finali değdi doğrusu.

Sabahleyin kardeşimin bloglarına bakarken, Hürriyette yayınlanan şarap ek inden bahisle benimde özellikle şahit olduğumda nefret ettiğim şarap görgüsüzlüğünden bahsetmiş. Son zamanlarda çok ünlü bir şarap uzmanı iyi şarap muhakkak pahalı olan değildir dediğinden beri, artık değişik orta fiyatlı Türk şarabı içmekte ayıp sayılmıyor.

Neyse, konu beni aynı sayılabilecek viski görgüsüzlüğüne getirdi. Şarap kadar çeşitli olmasa da viskininde iyisi, kötüsü, çeşitleri vardır. Çoğu kimse bilmekten ziyade çok içileni iyi diye içiyor.

Çok  gençliğimde bir iskoç barmen tarafından bu konuda fena utandırılmıştım. O duruma bir daha düşmemek için viski konusunda epey kitap okudum, anlatayım;

Viskiyi İskoçların mı yoksa İrlandalıların mı ilk ürettği konusu hala münakaşa konusudur.

Genelde 6-7 değişik viski olmasına karşın genelde bilerek veya bilmeyerek 4 cinsi çok içilmektedir.
Straight Whiskey: Bu viski, fermente edilmiş tahıldan yapılır ve en az iki sene tahta varillerde dinlendirilir. İçimi tok ve koyu renklidir. Tek üreticinin ve çoğunlukla aynı mahsulden elde edilmiştir. 40-55 derece arasındadır.
Blended Whiskey: Bunlar, hacminin en az %20'si tek mahsul gerisi çeşitli üreticilerden alınmış viskilerdir. En tutulanlar, %35/%65 oranlı olanlardır.
Scotch: Sadece İskoçyada üretilir ve ana malzemeleri su, maya ve buğday maltıdır. Çoğu hala klasik tesislerde üretilmektedir. İcimindeki isimsi tat maltın kurutulduğu fırınlarda yakılan "peat" adlı bataklıklarda yetişen bir çalıdır.
Bourbon: Menşei Kentucky'nin Bourbon kasabasıdır. En az %50'si mısır, gerisi diğer tahıllardan üretilir. "sweet mash" ve daha meşhur "sour mash" diye iki fermentasyon şekli vardır.

Viski adı aslen Keltçe "uisgebah"(yanlış yazmış olabilirim) yani hayat suyudur. Acak onca savaş, talan, ve kültür değiş tokuşu sonrası "whiskey olmuştur. Dikkatinizi çekmiştir, "whiskey" her zaman arasında "e" ile hecelenir. Sadece İskoçlar "e" kullanmayıp, "whisky" derler.

Şimdi benim ağız tadıma göre güzel viskiler;
Orta fiyatlılar: Teachers, Tullemore Dew, White Label, Ballantines (aklıma bu kadarı geldi)
Yüksek fiyatlılar:Glen Livet, Macallan, Glen Grant, Talisker, Glen Morangie, Glen Fiddich.

İnsan gurur meselesi yapınca amma lüzumsuz vakit harcıyor, değil mi !!!

5 Temmuz 2010 Pazartesi

Gece notları

Aslında yine Serdar Turgut yazacaktım ama az önce kardeşimin bloğuna bakarken Tanyanın 8 saat önceki yazı ve resimlerini gördüm. yorum yazmayı denedim ama yine beceremedim. Ne kadar şirin birşey olmuş öyle. Bende tuhaf bir amcayım; Aliş'i iki defa gördüm, bir doğduğunda bir hastayken beni ziyarete geldiğinde.Ama ben böyleyim , hep söylerim, annemlerle altlı üstlü aynı evde otururken bile onları 15-20 gün görmediğim olurdu. Ama severim, uzaktanda olsa severim.  Aliş bana kardeş çocuğundan çok ikinci bir torun olduğuna göre,(aramızda 66 yaş fark var) onu daha sık görmeliyiz.

Lütfen bugünkü Serdar Turgut'u okuyun. Kendisini eskiden olduğu gibi "kültürel marksist" tanıtımıyla, CHP'nin tarih içinde ne için köylüden ve dinden uzaklaşmış gibi göründüğünü ve bundan öncelikle eski DP'nin '50 seçimlerinde nasıl yararlandığını yazmış.
Özetle şöyle; Cumhuriyetin ilk yıllarında Türk ekonomisi yok gibi. Savaş sonrası ekonomik buhran dolayısıyla dış yardım imkansız.
Yurt içi yaratılabilecek yegane kaynak, dönemin tek üreticisi  ziraat yani köylü.
Bu uğurda köylünün yarattığı değere el konuldu ve yaratılan kaynak büyük yatırım hamlesi için kullanıldı.
Bu ekonomik başarının bedeli olarak bu sömürülme nedenlerini bilemeyen köylü CHP' ye karşı tavır aldı.
Bu halktan uzaklaşma, halkın değerlerindende kopma olarak algılandı.
Halk değerleri denilince ilk akla gelen din olduğundan, CHP ve rejimin dine karşı gibi algılanmasının nedeni ekonomiktir.

Hakikaten, kendide söylediği gibi S:T.' nin az ama öz yazdığı ciddi yazılardan biri.

Dolayısıyla, Kılıçlaroğlu eğer CHP'ye, çok daha önemlisi Türkiyeye hizmet etmek istiyorsa, siperlerde dolaşıp ayakta durarak s.... yarıştırıp siper yüksekliği polemiği yaratacağına halkın beynine yukarıdaki gerçekleri sokmalıdır.

Bu gece yazdıklarım bile moralimi bozmuyor çünkü bugün kulüpte saat 15: 00'te tenis oynayan biri '33 biri '38 doğumlu iki ahbabımla tenis anılarımızı yadettik.
Kendini genç hissetmek kadar güzel birşey olmasa gerek!!!

3 Temmuz 2010 Cumartesi

Ivır zıvır

Son 7-8 gündür çok meşgulum tembellikle. Evde yalnızım konuşacak kimse yok. Tandon sakatlığı var o nedenle tenis yok. Son kalp problemleri nedeniyle ve birazda Fulyanın gayretiyle içki yasak. dolayısıyla içkiye meze olan müzik tek başına çekilmiyor o da yok. O hale geldimki gazete sayfasını çevirmeye bile üşeniyorum. Bu nedenle şimdi Ajans Press kolay geliyor. Bu arada çoğu köşe yazarlarının isimlerini, okumasam bile tıklayınca kendimce bir mukayese yaptım. Sizde aynı şeyi yapın, bakalım ne kadarı  için aynı fikirdeyiz.
Sabık gen. yayın md.'leri ile başlayayım; ben Ertuğrul Özkök'ü sevmiyorum bana çok yapmacık ve kendini beğenmiş geliyor. Eskiden pahalı şaraplardan başka şarap tanımazdı. Ancak ne zaman makul fiyatlı şaraplar onların tabiriyle "in" oldu, Sevilen, Turasan vs. gibi şaraplar önem kazandı. Ayrıca Hürriyet gazetesinde yıllarca gyy olarak kalmak uğruna Ecevit çizgisinden ne kadar saptığıortada. Devamlı Paris muhabbetleri ve '68 kuşağı da sıktı. Bence artık ihtiyaç kalmadığı ve riskli olduğu için yönetiminde kabuluyla mevkiyi terketti. Zaten artık bazı şeyleri yazmaya korktuğunu tv canlı yayınında kendisi açıkladı.
Yine sabık gyy' lerden Serdar Turgut'a bayılıyorum. Zaten o karakterde birinin gyy olması tuhafıma gitmişti . Ama o zaman bile bir ciddi başyazı ve birde kendini sevdiren ara sayfa yazısı ile tarzını devam ettirmişti. Belkide ST'yi biraz kendime benzettiğimden seviyorum. İçkiyi seven ama markasını reklam etmeyen, karısından hafif çekindiğini alenen beyan eden, eğitimini eski bohem yaşamını abartmayan olması bana biraz beni hatırlatıyor.
Emin Çölaşanı sevmiyorum, çoğu gerçek olsa bile müsamahasız, katı ve incelikten yazıyor. Bekir Çoşkun hem sert hemde esprili muhalif yazılar yazar. Sempatiktir. Ama son zamanlardaki favori politik köşe yazarım, Yılmaz Özdil. Yumuşak, fevkalade esprili, ama nokta atışlı yazılar.
Oral Eğin'i sevmiyorum. Belki biraz önyargı ama tipinide, konuşmasınıda, konuları ele alış şeklinide sevmiyorum. Kanat Atkayanın müzik zevki ve bilgisine bayılıyorum. ayrıca arkadaş muhabbetleride çok hoş.Birde son zamanlarda okuduğum Yiğit Bulut var. Hem siyasi hemde ekonomi yazıyor. Uzun süre AKP'nin yanlışlarını eleştirmesine rağmen, bazı doğrularıda yazması güzel.
Ahmet Hakan hoş. Mahalle değiştirme ve Nişantaşı vatandaşlığını güzel kullanıyor. Ama son zamanlardaki RTE ile ilgili (AKP dışı) yarı açık güzellemeler ilginç.
Ayşe Armanı unuttuğumu zannetmeyin, ama unutmak istiyorum.
Bu kadar.

1 Temmuz 2010 Perşembe

Ersinciğim, aslında ŞH'nın ne ne anlamda kullanıldığı niye o anlamda kullanıldığı açısından mühim. Ancak daha önemlisi, hem Şirketi Hayriyenin hemde şehir hatlarının özel ticari şirketler olması ve kar amacı gütmeleridir. Yani, eskisi Fransız ağırlıklı bir AŞ , Diğeri Eski Denizcilik Bankasına ait bir şirkettir. Dolayısıyla bugükü firma hernekadar otonom gibi görünsede siyasi güdümlüdür. Ayrıca dediğin gibi ceşitli siyasi uygulamalar ve rant gayeleri ile Türk yolcu gemileri onarılmak yerine hurda edilmiş veya haraç mezat satılmıştır.
Bu yazıyı aslında kabotaj yazına yorum olarak göndermek isterdim ama daha yorum faslını beceremiyorum .
P.S Beni hiç sevmediğim siyasete bulaştırıyorsun. Yapma!!!
Sevgili kardeşim, herhalde bilgisayar özürlü olduğuma senide inandıramamışım.  Tavsiye ettiğin yayınlama işini Fulyaya anlattım, oda durumu farkedip işi hallettiğini söyledi. İkinizde sağolun, artık bende yazdıklarım hakkındaki yorumları okuyabileceğim. Senin bloglarına gelince, tabii hepsini okuyorum ancak daha nasıl yorum yayınlanır faslına gelmediğimden sadece yorumu kendi kendime yapıyorum. Gün gelecek evvelAllah onuda becereceğiz. Geçen gün kitapçıda Eski Göztepe ile ilgili bir kitap gördüm resimlerde vardı. şöyle bakarken dıkkat ettim eski denilen resimlerin çoğu '60'lardan kalma. kitaba baktığımı gören kasiyer hanım "ne güzelmiş eski hali " dedi. Tabii şimdiki halinden daha güzel, ancak dediğin doğru ana babamızdan ilk ağızdan öğrendiklerimizi ve kendi gördüklerimizi(hiç değilse Göztepe ve Kadıköy hk.) anlatmak lazım.
Bu arada eski bloglarınla ilgili şakayla karışık birşey hatırlatayım; genel görünüme uygun olarak ŞH/ Şirketi Hayriye güzel bir benzetme. Ama hatırlatayım, erkek tarafından sülalen şirketin ilk ortaklarından. Neyse umarımki, gidiş bize o günleri bile aratmaz.