30 Ağustos 2010 Pazartesi

Erken bir sabah

Sabah uyku tutmadı, çok erken kalktım. Kahve içip gazeteleri beklerken aklıma ilk yurt dışı seyahatlerim geldi. Rahmetli babam Fransız Compagnie İnternationale des Wagon Lits kısaca Wagon Lits, Türkçesi Yataklı Vagon şirketinde çalışırdı. Bu sebeple ilk yurt dışı seyahatlerim hep trenle olmuştur. Ama oyle kısa yolculuklar değil, 3gece 4günlük yolculuklar. 1950-1955 arasında İstanbul-Beyrut-İstanbul ve İstanbul-Paris-İstanbul seyahatlerim az değildir. İstanbul-Beyrut pek eğlenceli değildi ama cocuk aklımla Paris yolculuklarına bayılırdım. Babam orijinal Orient Express' seçmezdi.( İst-Bükreş-Budapeşte-Viyana-Munih-Paris) Onun yerine adını Alplerdeki uzun tünelden alan Simplon Orient Express'i seçerdi. İst-Sofya-Belgrat-Trieste-Venedik-Milano-Lozan-Paris arasındaki yolda Bulgaristan hariç her sınırda lokomotif ve daha önemlisi vagon-restoran değişirdi.Hayatımda ilk balkan yemeklerini orada tattım. İlk domuz pastırmamı, ricotta soslu spagettimi oralarda yedim. Trieste ve Venediğin tren yolundan görünüşü bambaşkadır. Sonunda Parise gelip Gare de L'est'e indiğinizde bir hüzün çöker, bir heyecan başlar
Belki cocukluk abartısı ama, düşünüyorum da şimdiki en lüks kara yolculuğu o kadar hoş, o kadar mistik olamaz.

29 Ağustos 2010 Pazar

Geçmiş günler

Bugün ABD - Slovenya basket maçını izliyordum. ABD'nin sonradan oyuna giren çok güçlü beyaz 5numarasını zevkle seyrederken birdenbire yorumcu, bu Kevin Love' ı babası çalıştırmış olamaz dedi. Ben hoppala derken, işi açıkladı. Meğer o pivot'un babası Mike Love imiş. Efsane Beach Boys'un kurucularından. Tabii hemen '60'lara gittim. Galiba '61 senesinde üç Wilson kardeş ve kuzenleri Mike Love kurmuştu grubu. Amerikanın gözdeleri oldular hemen. Avrupada çok bilinmeselerde, bir çağ başlattılar. Mıami'yi, surf'ü ve o amerikan genç plaj kültürünün yaratıcısıdır onlar. Bizler içinde yazların vazgeçilmezleri idiler. Onları '61 '70 arası takibettim. Surfin' USA, Why do fools fall in love, Good Wibrations ve özellikle Cotton Fields çok sevdiğim şarkılarıydı. Tavsiye ederim dinleyın. '60'ların bu naive, basit akorlu, ama coşkulu ve içten müziğini deneyin. Bugünkü, adını duyamadığım NTV yorumcusuna bana hatıralarla dolu keyifli bir akşam üzeri geçirttiği için çok teşekkür ederim.

Hafta sonu

Hava iki gün idare eder sıcaklığa düştü ama bugün yine sıkı sıcak,dolayısıyla geç akşamüstüne kadar yaş icabı tenis yok. O saatlerde de basketbol, futbol yayınları var demektir ki bugün evdeyiz.
Böyle olunca da insan zihni o daldan öbürüne konuyor. Otururken aklıma geçen haftalar da manşet olan bir iki konu geldi. Yazayımda insanlar benim gibi mi düşünüyor anlayayım dedim.
Son günlerde sanatçılarda evet/hayır'la ilgili görüşlerini ve reylerinin ne olacağını beyan etmeye başladılar. Ben, Fazıl Say hariç hiçbirinin sanatını iyi bilmememe ve fazla ilgilenmememe rağmen, hepsi önde gelen sanatçılar. Fikirlerine (evet veya hayır) saygım var. Çünkü hepsi Türkiyede oturan , günlük konuları kendi açılarından değerlendirebilecek insanlar. Bir tanesi hariç; Nobel sonrası Türkiyeye veriştirmeyi marifet sayan ermeni konusunda bile bizi zora sokacak demeçler veren Orhan Pamuk isimli yazar. Kendisi New York kentinin aykırı dolar milyonerlerini oturduğu Upper West End muhitini kendine mekan seçmiş bulunmakta. Öyle olunca romantik bir aykırılık manşet kapar, ses getirir. Zaten esas olanda reklamdır. Roman satışları dışında Türkiye ve Türkler onu fazla ilgilendirmemektedir ayrıca Anayasa taslağının A'sını okumadığına eminim. Hiç bir romanını okumadım ama anladım ki adamlığının da pek sevilecek tarafı yok.
Yine bugünlerde magazin sayfalarında Türkbükü bitti manşetleri var. Eğer bundan iyi balık restoranları, temiz deniz kastediliyorsa, doğru. Ama bizde bu görgüsüzlük, bu gösteriş merakı olduğu sürece Türkbükü bitmez. Sonradan olmalar, baba parası yiyenler ve sözde ikoncanlar orayı bitittirmez. Dolayısıyla bu açıdan üzülenler rahat olsunlar, yukarıdaki değer ölçüleri!!! geçerli olduğu sürece Türkbükü dimdik ayakta kalır.

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Gecen hafta

Fulyanın gelmesiyle başlayan hafta, tahmin ettiğim gibi çok güzel geçti. Perşembe, Zeyno' nun ilk yaş günü için sadece büyükanne ve büyükbabalar ile kutlama. Cuma günü Tanya ve Ersinlerde koca adam olmuş Aliş'i kucaklama ve sıkıştırma, Ersinin sürprizi sevgili dostum İlhanla yıllar sonra karşılaşma, güzel bir mangal eşliğinde bol gülmeli bol dedikodulu bir yemek.
Ama haftanın ana olayı Zeyno'nun kır doğum günü partisi idi. Filiz ona eksizsiz ama abartısız zarif bir parti hazırlamıştı. Rafine bir parti idi.
Benim için ayrı bir mutluluk'ta tüm Saran ailesinin tam kadro orada olması idi. Parti sahibi Zeyno, Filiz, AliSinan; Aliş, Alara, Ayşe, Tanya, Ersin; ve biz, Fulya ile ben. Çoktandır böyle beraber olmamıştık pek hoştu. Bir daha ne zaman olur bilemem ama ben sık olmasını isterim.
Velhasıl felekten güzel bir hafta çaldık. Bu sabah, Fulya yazlığa döndü bana'da tenis, futbol ve basketbol maçları ile müzik kaldı. Herkeze sevgi dolu kalabalık aile toplantıları ve iyi haftalar.

19 Ağustos 2010 Perşembe

Bazan yarım asırı aşkın, en iyi arkadaşım Tayfur'u kıskanıyorum. İki tane kocaman kızı var. İkiside Avrupai güzel, mükemmel yüksek öğrenim gördüler ve mükemmel evlilikler yapıp, çoluk çocuğa karıştılar.
E bunda kıskanılacak ne var diyeceksiniz? Anlatayım; Haftanın beş günü ikisinden biri babalarının yanında. Bu sistem iki elleri kanda olsa bile değişmiyor. torunların biri geliyor, biri gidiyor. İşte bu faslı kıskanıp keşke birde kız çocuğum olsaydı diyorum. Malum erkekler evlendikten sonra çoğunlukla hanım köylü oluyorlar.

18 Ağustos 2010 Çarşamba

Bu hafta

Bu hafta çok güzel başladı. Pazartesi Fulya geldi, evdeki yalnızlık iş yaratmaya çalışmalar sona erdi. Keyifli sohbetler ve gülmeler başladı. Bu gün Zeyno'nun birinci yaş günü. bunu görmek bambaşka bir zevk,
Cuma günü yarı yeğen yarı torun Alişi görmeğe gideceğiz. Şimdilik ailenin bizlerden sonraki tek erkeği. Oda ayrı bir güzellik. Yani günaşırı keyif, zevk, eğlence, veya ne derseniz deyin.
Dolayısıyla bu hafta dış ve iç basın takibi ve üzülmece yok, karamsarlık yok.

13 Ağustos 2010 Cuma

Yazmayayım diyorum ama bir hafta dayandım, daha dayanamadım.
Kısacık yazayım siz karar verin. Kronoloji şöyle; terfii gelmiş gelmemiş bir dolu ordu mensubu tutuklanıyor, YAŞ başlıyor. YAŞ'ta anlaşmazlık krizi yaşanıyor, tutuklamalar kaldırılıyor. Hemen akabinde taraflar beyanlarıyla uzlaştıklarını bildiriyorlar.
Yemin ediyorum bizimle alay ediyorlar. İktidarda, orduda, yargıda, kurumlarda zekamızla alay alay ediyorlar.